Kaf Dağının Ardındaki Değil, Yüreğindeki Peri Masalı…

 

 

 

Merhabalar Sevgili Kahve Dostlarım;

Günlerden 14 Mart 2011…
Singapur’dayım…

Binnazabla.com henüz  daha çok yeni, yorumcu arkadaşlarım henüz yok,
Dünya tatlısı bir takipcim var, harika bir kız, onunla da yeni tanıştığımız günler…
Mesafelerin hiç önemi yok, hergün beraberiz…

Günde 2-3 defa kahvesi ile beni ziyarete geliyor,
Ben de ona yorumlarımla gidiyorum…
Beraber çalıştığı iş arkadaşlarına beni anlatıyormuş…

Ofisde beraber çalıştığı erkek arkadaşlarından biri ile, kahve içtikleri o gün arkadaşı;
“-Binnaz abla benim de falıma baksın-” demiş… Bana fallarını gönderdiler…

Fal resimlerinin altındaki formda şöyle yazıyordu;

Yaş:37
meslek:Muhasebe
konu:Acil
Okuyunca çok hoşuma gitti, güldüm…

Her zamanki gibi şöyle başladım;

“Öncelikle bana ve web siteme gösterdigin ilgi ve güvene çok teşekkür ederim…
Falin harika çıkmış…
Fincanina bakar bakmaz genç bir kız görüyorum,
Prenses gibi duruyor…
Etegi uzun, büzgülü, kat kat fırfırlı harika bir elbisesi var…
Bir elinde küçük  bir çanta, diğer elinde bir buket çiçek tutuyor…
Hatta başında duvak gibi bir tülü var…
Bu bir gelin, prenses gibi bir gelin… O kadar mutlu görünüyor  ki,
Başına gökyüzünden konfetiler yağıyor…
Fincan son derece aydınlık  ve ferahlık,
Arka arkaya gelen müjdeli haberler var, kısmetli bir gelin…
Kısmeti ile geliyor, bir sürü hediye paketleri  ve takılar var…”
Ve böyle devam ederek, falını yorumlayıp gönderdim…

“-Binnaz ablacığım harikasın-” diye cevap verdiler…

Falına baktığım kişi, geçenlerde düğün davetiyesini gönderdi…
Fakat oğlumun yanındaydım, malesef gidemedim…
Bana  düğün resmini gönderdi…
İnanamadım !!! Aynı fincandaki gelin…
Ne kadar mutlu görünüyor… Gerçekten Prenses gibi bir kız dedim…
Onlar adına ve kendi adıma çok mutlu oldum…
Falımın çıkması bir yana,
Mor menekşelerin ve sümbüllerin koktuğu mutlu bir yuvaya,
Ve gönlünün sultanına kavuştuğuna çok sevindim…

Hayatta istediğimiz ne varsa hepsi yüreğimizdeki  Kaf Dağının ardında…
Kaf Dağının ardındaki ülkede imkansızlık diye bir şey yok aslında,
Evet yolu tenha, karışık ama imkansız değil…
Tek gereken gönül pusulasını iyi takip etmek…
Kaf Dağının ardındaki tüm imkansızlıklar gerçek olsun…

Onlara ömür boyu mutluluklar diliyorum,

Onlar erdi muradına, darısı sizlerin başına :)

Hepinize hayırlı pazarlar diliyor, sevgiyle kucaklıyorum…

Benim Güzel Dostlarım…

Binnaz Ablanız…

Binnaz Abla ile Pazar Kahvesi – Bu Cennet Vatan Uğruna!

Merhabalar Sevgili Kahve Dostlarım;

Babam,
Babası Kuddusi dedemin 13 yıl askerlik yaptığını anlatırdı…
On binlerce vatan evladına mezar olan, yıllarca süren, Yemen’de savaşmış…
Yemen’in çölü, suyu, dağı, taşı sanki askerlerimize düşman gibiymiş…
Alışık olmadıkları çöl ortamı ve kızgın bir güneşi varmış…

Bu yazıyı Binnaz Abla’nın sesinden dinleyebilirsiniz!

O kadar yokluk, açlık ve sefalet çekmişler ki…
Ne giyecek kıyafetleri, ne de ayakkabıları  varmış,
Günlerce yürümekten ayakkabıları parçalanır,
Yalın ayak yürümek zorunda kalırlarmış…
Ayakları su toplar, parçalanırmış…
Bu yürüyüşler esnasında güneş çarpmasından kaç asker arkadaşını kaybetmiş…
Türkülerdeki gibi, giden gelmiyormuş…

Dedemden yıllarca haber alamamışlar…
Savaş esnasında öldu mü, sağ mi kimse bilememiş…
Geri döndüklerinde ise tanınmayacak kadar bitik haldelermiş…

Dedemin anlattığı yaşanmış hikayeleri anlatırdı babam…
Yıllarca yaşadıkları kızgın güneşi, açlığı, susuzluğu…
O kadar aç kalmışlar, o kadar sefalet çekmişler ki…

Babamın,
O zamanki vatan topraklarına dahil olan Yemen’de
Savaşan askerlerin, savaş dönüşü,
Hepsinin vücudunun nasıl çeşitli yaralar alarak delik deşik olduğunu,
Kolsuz, bacaksız,
Gazi Mehmetçiklerin birbirlerine sokulup,
Birbirlerine yardım ederek, dualar ede ede,
Nasıl Anadoluya geldiklerini anlattıkça göz yaşlarımızı tutamazdık…

Dedemler,
Savaş sonrasında zorluk içinde Anadoluya dönerlerken erzakları  bitmiş…
Açlıktan katır dışkılarının içindeki arpa tanelerini toplayıp kavurup yemişler
Ağır silahları katırlar taşıdığı için, onlara arpa ve saman geliyormuş…
Bu nedenle katırlar çok değerli ve hatta zimmetliymiş…

Yemen çöl bölgesi olduğu için yeterince su yok,
Katırlara içiriyorlarmış olan suyu…
Askerler katırların idrarını toplayarak kaynatıyor,
Çıkan su buharından su elde ediyorlarmış…
Bu suyu da yudum yudum içerek hayatta kalmaya çalışıyorlarmış…
Babam savaş yıllarının zorluğunu ve savaşın ne kadar kötü olduğunu anlatırdı…

Babamın askerliği de çok zor geçmiş…
Askerdeyken annemle evli ve iki çocuk sahibiymiş…
Öğlen yemeklerini yemez,
Arkadaşlarına satar o parayı da anneme gönderirmiş…
Bu zorluklarla yetiştirmişler evlatlarını…
Bu nedenle o zorluğu yaşayan  dedemi ve babamı anımsayıp hiç bir zorluktan şikayet etmedim…

Ben de evladımı aynı duygularla yetiştirdim…
O da hiç bir zorluktan şikayet etmez,
Yılmadan, usanmadan çalışmayı sever…
Vatan ve görev deyince mavi beresi hazır bekler…

Bizler milli ve mukaddes değerlerimiz uğruna,
En değerli varlığımız olan hayatımızı dahi fedadan kaçınmayacak bir inançla yetiştirildik…
Bu cennet vatanın her bir karısı uğruna hayatımız feda olsun !!!

Mübarek şehitlerimizi Rahmetle anıyor,  Aziz hatıraları önünde hürmetle eğiliyorum…

Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum sevgili dostlarım…

Hayırlı pazarlar

Binnaz ablanız.

 

Binnaz Abla ile Pazar Kahvesi – Gökyüzündeki Umutlar

Merhabalar Sevgili Kahve Dostlarım;

Çocukluğumdan beri en çok sevdiğim şey gökyüzünü seyretmektir…

Gökyüzü !!!

Ne muhteşem bir şey…
Beni alıp bambaşka diyarlara götüren kocaman bir tiyatro sahnesi…

Orada her şey var…
Yumuşacık tüyleriyle koşturan tavşanlar…
Bembeyaz kuzular…
Kocaman kocaman filler…
Bembeyaz tüllerin arasında dans eden çocuklar… Okumaya devam et